5 Haziran 2014 Perşembe

Fatma Teyze





ATATÜRK'Ü GÖREN SUBAŞI KÖYLÜ MAHALLE KADISI,

Fatma Teyze



1899 yılında doğmuştur. Fatma Teyze ailesiyle Subaşı Köyü'nde oturmuşlardır. Yunanistan'ın Selanik ilinden gelen köyün büyükleri burada yaşamaya başlamışlar. Fatma Teyze, gençlik çağına geldiği zaman birisyle evlenmiş. Daha evliliğinin ilk yılında kocası Hasan Dayı'yı askere çağırmışlar. 11 Eylül'de Bursa'nın kurtuluşu ile köye geri dönmüşlerdir.

Savaştan 5-6 yıl sonra Mustafa Kemal bazı askerlerle Karacabey'e gelecektir. Fatma Teyze, Mustafa Kemal'i çok görmek istiyordu. Kocası, Mustafa Kemal'in geldiğini öğrenince hemen at arabasını hazırlayıp yola çıkacaklardı. Fakat atları satılmıştı. At arabasını öküzlere bağlayarak yola çıkmışlar. Ertesi gün Karacabey'e vardıklarında müthiş bir kalabalık vardı. Atatürk trenden çıkmıştı. Her iki yanında da silahlı askerler vardı. Kemal Atatürk burada Bursa halkına teşekkür etmişti.

Yıllar sonra kocası ölmüş ve evinde tek başına yaşamaya başlamış. Hiçbir akrabası yokmuş. Teyzenin yaşı iyice olgunlaşınca buna köylüler yardım etmeye başlamışlar.

Fatma Teyze'nin 10 çocuğu varmış ama 3 tanesi ölmüş. 50 tane de torunu ve torununun torunu vardır.

Biz yanına muhabbet etmeye gittiğimizde Atatürk'ü anlatırken gözyaşlarına hakim olamamıştır.

Köy hakkında çok bilgili olan ve çok gezen Fatma Teyze'ye "Mahalle Kadısı" da diyorlar.



Kaynak: BURSA ARAŞTIRMALARI Kent Tarihi ve Kültür Dergisi, Kış 2005, sayı:8 sayfa:62

Hagios Theodoros Kilisesi

Karacabey Harmanlı Köyü’ndeki bu kilise 1833-1903 yıllarında Rumlar tarafından yapılmış ve Aziz Theodoros’a ithaf edilmiştir. Günümüzde harap bir durumdadır. Üst örtüsü tamamen yıkılmıştır.
Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, tek nefli bir yapı olup, doğu duvarına içeriden ve dışarıdan yuvarlak apsid yerleştirilmiştir. Kilisenin kuzey ve güney duvarlarında karşılıklı simetrik ikişer penceresi vardır. Batı cephesinin giriş kapısı üzerinde de ortadaki büyük, yanlardaki küçük yuvarlak kemerli üç pencere bulunmaktadır.
Kilise moloz taştan ve tuğladan yapılmıştır. Bu taşların arasında düzensiz şekilde dikine tuğlalar yerleştirilmiştir. Kilisenin kapı ve pencere kemerleri ile apsidi tuğladandır.


kaynak: kirmikirder.com


Harmanlı (Kirmikir) Köyü

Yaklaşık iki bin nüfuslu olan Harmanlı, Bursa Karacabey yolu üzerinde, Karacabey'e 12 km mesafede ve Karacabey'e bağlıdır. Köy halkının genç nüfusunun birçoğu Bursa ve Karacabey'e yerleşmiştir.

Köyümüz eski bir Rum köyü olup, yaşlıların mübadele adını verdikleri göç sırasında burada yaşayan Rumlar Yunanistan'a, Yunanistan'ın Selanik kentinde yaşayanlar da köyümüze yerleşmişlerdir. Köyümüzün eski adı Kirmikir'dir. Yaşlılarımız köye ilk yerleşecekleri sırada aralarında tartışırlarken girmeyelim-girelim, girme-gir derken köyün adı Girmegir kalmıştır. Kirmikir adı 1968 yılında emekli öğretmen Tahsin Hoca (Dönmez)'nın girişimleri ile geniş harman yerlerinden esinlenerek Harmanlı olarak değişmiştir.





Köyümüzde Rumlardan kalma ve bir kısmı halen ayakta kalmış olan bir çok tarihi yapı bulunmaktadır. Bunlar yıkılmaya yüz tutmuş evler ile geçmişin fabrikaları diyebileceğimiz yel değirmenleri ve yağ fabrikası kalıntıları vardır.



Aynı zamanda İpek Yolu üzerinde bulunan köyde bu fabrikaların varlığı, bölgeyi civar köylerinde ürünlerinin öğütüldüğü ve satışa sunulduğu kısmi bir ticaret merkezine çevirmiştir. Denize bağlantısı olan göl ve derede çalışan ticaret teknelerinin de buna katkısı olmuştur.



Şu an harabe olan kilise de köyün önemli bir tarih yapısıdır.
Köyümüzün güneyinde tarihi bir koru da bulunmaktadır. Bu koru küçük bir ormanı andırmaktadır. Meşe, çınar ve karaağaç gibi uzun ömürlü orman ağaçlarının yanında kızılcık ve böğürtlen gibi meyvesinden faydalanılan ağaç ve bitkilere, sincap,tavşan, tilki ve bazı yabani kuşlara da ev sahipliği yapmaktadır.

Köyde söylenen maniler

"Bugün hava yaz yarim.
Gömleği beyaz yarim.
Elin aylak kaldıkça,
Bana mektup yaz yarim."

"Bugün hava esiyor.
Dizlerimi kesiyor.
Ela gözlü sevdiğim,
Acep nerde geziyor."

"Avlunun kapısını,
Bir omuzda açarım.
İstet yarim bir kere,
Vermezlerse kaçarım."

"Harmana yarim harmana,
Üç gün kaldı bayrama.
Bayram ardı sevdiğim,
Seni isteyeceğim."

"Bizim evin önünde,
Sütçünün güğümleri.
Ben yarimi beklerim;
Cumartesi günleri."

Köyümüzde düğün sonrası yapılan bir adet vardır.
Düğün bittiği gün yakın akrabalar ve aile dostları düğün evine gider, düğün sahibinin kahvesini içip düğünün hayırlısı ile bitişini kutlayıp, iyi dileklerde bulunurlar.

Köyümüzde eskiden beri iğne vurma, serum takma ve ilkyardım işlerini askerliğini sıhhiye olarak yapmış, Sakallı Dayı lakabıyla anılan Şükrü Gülik (73) yapmaktadır.

Köyümüzde şu an 8 derslikli ilköğretim okulu, cami, sağlık ocağı, ebe, misafir evi ve düğün salonu bulunmaktadır.

Köyümüzden birçok işadamı, doktor, eczacı, avukat ve öğretmen çıkmıştır.

Kaynaklar:
-Hatice Vural (80), - Mümin İşçiler (68), - Naci Hoca (76), - Hilmi Tezer (72), -Ayşe Kuvet (94)
BURSA ARAŞTIRMALARI Kent Tarihi ve Kültür Dergisi, Şubat 2004 Sayı:4, Sayfa:60-61





Fotoğraflar kirmikirder.com'dan alınmıştır.

4 Haziran 2014 Çarşamba

Maziden Neler Kaldı?

Kültürümüzde geniş yer tutan Rumeli, İstanbul Boğazındaki Rumeli Hisarı ve üzerinde Topkapı Sarayının yer aldığı Sarayburnu ile başlar. Bu kültürünün Anadolu’daki müttefiki, Sinop-Antalya hattının batısında kalan bölge. Bir de Orta Anadolu’daki Alevi ve Bektaşi kültürü mensupları. Son elli yılı kantara vurunca şu çıkar: Sonuncular saz çalıp semaha durmakla; Rumeli’den gelenler kafayı çekip “Dağlar dağlar viran dağlar” türküsünü dinlemekle yetindiler! Osmanlıperver nice aydınımız varken, Rumeli tarihimizi –orada kalmış Osmanlı eserleri dışında- olanca zenginliği ile anlatan kitaplar hâlâ yok bizde. Örneğin “Balkanlarda İslâm” konusunu dahi Sırp araştırmacı Aleksandre Popovıc yazdı. Bizim tarikatçı takımının başı, o bölgeden gelenlerle hiç hoş değil. Burada kimi adları ve onlardan örnek metinleri vermeye ar ederim.
Selanik kitapları var mı?

Aile öykülerini anlatırken içine Selanik’in girdiği birkaç kitap dışında, Osmanlı dönemi Selanik’ini “edeple anlatan” kitaplar henüz yok. Öte yandan, son yıllarda Selanik’le ilgili çeviri kitapların sayısında bir artış gözlenmekte. Kent Osmanlı’dan çıkınca, ailesi tekrar İspanya’ya dönen Sefarad Yahudisi Leon Scıaky, “Elveda Selanik” adıyla roman yazıyor da... Anadolu’ya gelen Türklerin çocukları bu konuda tam siper! Kültür Bakanlığı’nın eski Selanik fotoğraflarını içeren “Yadigâr-ı Selânik” albümüne, Semavi Eyice’nin yazdığı uzunca bir “Önsöz” metin ile, Mehmet Ali Gökaçtı’nin “Nüfus Mübadelesi” kitabında yer alan iki yazısı var; hepsi o kadar.

Maziden neler kaldı?
Hiçbir şey kalmadı. Bizler artık bal gibi “asimile olduk”! Daha beteri; herkesle birlikte top, pop, magazin ve tarikat budalası olduk! 93 Harbinden beri Anadolu’ya gelen ve Kurtuluş Savaşını yapan eski kuşaklar azaldıkça... 1950’den beri güdülen eğitim politikası semeresini verdikçe... Aşınan cumhuriyet kültürü ile birlikte bizler de eriyip bittik. Bunun en tipik iki örneği, Cumhuriyet gazetesinin tiraj kaybı ile CHP’nin oy kaybıdır. Arnavut biberini unuttuk; yerine Urfa’nın biberini koyduk. Bizler hâlâ Arif Şentürk’le avunurken, Urfa’dan her gün çıkıyor yeni bir türkücü.

400 bin mübadilin geldiği ülkemizde Lozan Mübadilleri Vakfı’nın ne büyük güçlüklerle kurulduğunu bir parça biliyorum. Selanik’te halen “İzmirli’nin Yeri” lokantası varken; koskoca İstanbul’da, İzmir’de veya Bursa’da bir tek “Selanikli’nin Yeri” tabelâsı yok.

Unutulan kimi tanımlara gelince: Selanik örgüsü, Selanik çuhası, Selanik ekmeği, Selanik gevreği, Selanik yangınları, Selanik muskası. Ve Selanik’ten gelen ünlü İpekçi ailesinin vaktiyle İstanbul’da açtıkları Selanik Bonmarşesi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan seçimlerde Doğu ve Orta Anadolu illerinin listelerinde, Rumeli’de veya Selanik’te doğanlara da yer verilirdi. Devran ters döndü. İç göçle öylesine yoğun bir nüfus aktı ki Batı’ya, şimdi onlar lehine feragat etmekteyiz.

Anadolu Türkleri yazımıza egemen mantığa sakın gücenmesinler; bizim ilk mayamız onlarla aynı. O maya ile yüzyıllarca dik durduk Rumeli’de. Ve o maya çağırdı bizi tekrar Anadolu’ya.

Devlet katındaki son Selanik insanı, Serez kökenli diye bildiğim eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’di. O gitti perde indi! Türk basınında asılları Serezli nice köşe yazarı, globalleşme maskesi altında emperyalizmin değirmenine su taşıyorlar her gün. ABD ve Avrupa Birliğinin talimatı ile yakında “ Türk Ordusu çok büyük; dörtte üçü dağıtılsın” derlerse hiç şaşmayınız!
Bağlıyoruz...
Mübadil çocuklarının unuttukları o müthiş cümle: “İstanbul yıkılsa Selanik yaptırır; fakat Selanik yıkılsa İstanbul yaptıramaz!”

Kentin ekonomik gücünü ve para kazanma becerisini anlatan bu deyim, hiç hesapta   olmayan bir şekilde tekrar doğrulandı: İstanbul merkezli Osmanlı devleti yıkıldı; yerine Selanik doğumlu Mustafa Kemal’in önderliğinde Ankara’da yeni bir devlet kuruldu.

Şimdi gün geçtikçe çağdaşlıktan uzaklaşan... İç ve dış sorunları hızla artan ülkemizde... Tüm Rumeli göçmenlerinin dahi “ağzını havaya açmasından” doğan sorumluluk payları büyüktür. Bilesiniz...
Aman ha, sığınabileceğimiz başka Anadolu yok!
            Yazdık bitti Selanik’ten Bursa’ya...
            Ah bu derdim dursa ya...

kaynak: Selanik'ten Bursa'ya, Ali Aksoy Olay Gazetesi-Bursa’da Yaşam Dergisinin Ocak 2008 tarihli sayısında yayımlanmıştır.